Kürtün Alevisi Olur Mu? – Kayseri’de Bir Genç Yetişkinin İçsel Yolculuğu
Kayseri’de büyüdüm, her köşe başında bir çay ocağı, her meyhanede bir dost ve her apartmanda komşu vardı. Fakat, kimse benim içimdeki boşluğu göremezdi. Kimse, kalbimin kenarlarında dolaşan o soruları, o korkuları ve o umudu anlamazdı. Bir şey vardı, hani insanın içine gömülüp bir türlü yırtamadığı o tuhaf, soğuk boşluk… O boşluk, bazen büyüdükçe büyüyordu.
Bir gün, Kayseri’nin dar sokaklarından birinde, bir arkadaşım bana sormuştu: “Kürtün Alevisi olur mu?”
O anda içimde bir fırtına kopmuştu. Ne diyeceğimi, nasıl hissettiğimi o kadar net bir şekilde tanımlayamamıştım. İnan bana, o anlarda kendi kimliğimi bile sorgulamaya başladım. Belki de hiç sorgulamadığım kadar derin bir şekilde…
Birinci Sahne: Kayseri’nin Sesi
Kayseri’de büyümek, çok renkli bir deneyimdir, ama aynı zamanda ağır bir sorumluluk gibi de gelir. Geceleri sokağa çıkarken başını eğip, gözlerini indirip, gizlice kim olduğunu sorgulayan bir insan olursun. Herkesin ne düşündüğünü bilmek, insanın içini sıkıştıran bir duygudur.
Bir gün, arkadaşım İsmail’le yürürken, kendi sesimi bile duymadım. Konu neydi? Tam hatırlamıyorum. Ama aniden, “Kürtün alevisi olur mu?” diye sorması, tüm dünyamı durdurmuştu. Gözlerim donmuştu. O kadar hızımdan, şaşkınlığım o kadar derindi ki, hiçbir şey diyemedim.
İsmail, Kayseri’nin köklü ailelerinden biriydi. Babası, ona çok severek öğrettiği geleneklere sadık, saf bir Müslümandı. Çocukken bazen köydeki cemevini duyduğunda gözlerinin dolduğunu hatırlıyorum. Ama asla “Alevi” kelimesi, kafasında bu kadar net bir kimlik olarak şekillenmiş değildi.
İsmail’in bu sorusu, aynı zamanda bir kırılma noktasıydı. Kafamda binlerce düşünce belirmeye başlamıştı. Bu soruyu neden sormuştu? Gerçekten anlamak mı istiyordu? Yoksa bir bakış açısı edinmeye mi çalışıyordu?
İkinci Sahne: Kimlik Arayışının Derinliklerine
İsmail’in sorusu sadece bir kelimeden ibaret değildi. O bir kutuyu açmıştı ve kutunun içinde yıllardır içine atılmış, bastırılmış korkular ve şüpheler vardı. O kutu, kimliğimi ve toplumda nasıl göründüğümü sorgulamama neden olmuştu.
Kayseri’de büyüdüğüm için bu tür sorulara hazırlıklı olmam gerektiğini düşünürdüm. Ama Kürt ve Alevi olmak, Kayseri gibi bir şehirde iki kat daha zor bir kimlikti. İnsanların önyargıları, tabuları ve yanlış anlamaları o kadar derindi ki, çoğu zaman kendimi anlatmaya çalışırken kelimelerim kifayetsiz kalıyordu.
Bir gün, akşam vaktinde, annemle babamın sohbetine kulak misafiri oldum. Annem, “Bu çocuklar, her şeyi sormadan anlamazlar,” diyordu. Babam ise “Toplum her zaman ötekiyi dışlar, her şeyin başı eğitimdir,” diyerek konuşmasına devam ediyordu.
Onlar için “Alevi” olmak, zaman zaman kayıtsızlık ve dışlanmışlık anlamına geliyordu. Ama ben de o sırada şunu fark ettim: Kürt ve Alevi olmak, sadece bir kimlik değil, bir mücadeleydi. Bu kimlikleri taşıyan biri, toplumun iki katına çıkmış bir zorluğun içine doğuyordu.
Üçüncü Sahne: Umut ve Kabullenme
Hikayemin sonlarına yaklaşırken, bir anda her şeyin farklı bir anlam kazandığını hissediyorum. O anlarda, gerçekten kim olduğumu anlamaya başladım. Belki de sadece bu kimliği, içimdeki bu soruları başka birinin sormasına gerek kalmadan kabul etmem gerekiyordu.
Evet, Kürt’ün Alevisi olabilir mi? Aslında, kimseyi bir etnik köken veya inançla sınırlı tutmak doğru olmazdı. Bu tür sorular, bir kişinin içsel yolculuğunun dışa vurmuş haliydi ve bir o kadar da sıradandı. Kimse kendini sadece etnik kimliğiyle tanımlamaz, kimse sadece bir inançla var olmaz. İnsanlar, o kadar çok katmandan oluşuyor ki… O an düşündüm, belki de bu soru, sadece benim kimliğimi tanımanın bir yoluydı.
Yavaşça, Kayseri’nin soğuk, ama güzel akşamlarında yürüyerek, bu soruya bir cevap bulmaya başladım.
“Ben Kürt’üm, Aleviyim, ama bunlar sadece dışsal etiketlerim. İçimdeki sevgi, insanlar için olan saygım, arayışım ve insanlığımdan daha değerli kimliklerim.”
Bir yandan da, İsmail’in sorusuna en içten cevabımı veriyorum: “Evet, Kürt’ün Alevisi olur. Hem de en güzel şekilde olur. Çünkü kimlikler sadece etiket değil, bizlerin seçimidir.”
Ve bir adım daha atıyorum. Bu sorunun cevabı, bir köprü gibiydi. Geçtiğim her adımda, içimdeki boşluk daha da daralıyor. Sadece Kayseri’nin dar sokaklarında değil, kendi içimde de özgürleşiyorum.
Sonuç: Kayseri’de Bir Genç Yetişkinin Kimliği
Sonunda anladım. İçimdeki kimlik, başkalarının gözünde bir yansıma değil, benim içsel yolculuğumun sonucu. Benim kimliğim sadece sahip olduğum toprakla, inançlarla, dilimle değil; aynı zamanda kalbimdeki duygularla şekilleniyor. Bu yolda her soru, her düşünce, beni daha çok ben yapıyor. Kim olduğumu anlamam için kendime verdiğim her cevabımda bir adım daha atıyorum.
İsmail’in sorusu, belki de hiç bu kadar değerli olamazdı. O soru, kendimi daha derinlemesine keşfetmemi sağladı. Kimlik, bir etiket değil, insanın kendisini anlaması ve başkalarına insan olarak yaklaşabilmesidir. Belki de işin sırrı, kim olursak olalım, birbirimizi anlamak ve kabul etmektir.
Ve Kayseri’nin dar sokaklarında yürürken, içimdeki boşluğu her geçen gün biraz daha küçültüyorum. Belki de bir gün, herkes birbirinin kimliğine saygı gösterecek, o zaman toplumun gerçek anlamı da anlaşılacak.
Ben de bir insan olarak, “Kürt’ün Alevisi olur mu?” sorusunun çok daha ötesinde bir şeyler hissediyorum. O hissiyat, derin, dokunaklı ve bir o kadar da özgürleştirici…
Değerli Topfollow okurları, “Kürtün alevisi olur mu” hakkındaki bu içeriğimizin sonuna ulaştınız. Umarız faydalı olmuştur!
Bunu da Okuyun: Kara delik ne zaman yok olur ?