İçeriğe geç

Havlulun eski adı nedir ?

Havlulun Eski Adı Nedir?

Bazen hayat, bir yerde durup düşünmeye zorlar seni. Geriye bakarken, bir anın içine sıkışmış hissetmek garip bir duygu. Bu yazı da öyle bir anın peşinden gitmeye karar verdiğim bir sabahın ürünü. Kayseri’nin serin sabahları var ya, işte o sabah, güneş yavaşça dağların ardında doğarken bir şey takıldı aklıma: Havlulun eski adı nedir?

Bunu düşündüm ve birden o eski sokakları, toprak kokularını, çocukluğumun kaybolan günlerini hatırladım. O eski adı bir zamanlar belki de hepimiz biliyorduk, ama zamanla kayboldu, nehrin bir kenarına düşen eski taş gibi. Hatırlamak istiyorum. Hatırlamak istedim. Bir şeyleri tekrar hatırlamak, geçmişi yeniden keşfetmek, insanı hem hüzünlendirir hem de umutlandırır.

Geçmişin Gölgeleri

Benim için Kayseri, her şeyin biraz daha eski olduğu bir yer. Sanki zamanın yavaş geçtiği ama bir o kadar da hızlı aktığı bir kasaba. Her köşe başında bir anı, bir gülüş, bir çocuk sesi var. Bu şehirde büyüdüm, bu şehri hissettim her adımımda. Ve elbette, kaybolan anıların arasında, kaybolmuş bir ad da vardı: Havlulun eski adı.

Bu ismi ilk duyduğumda, benden çok büyük olanların gözlerinde bir ışık görmüştüm. Hani, zamanın yavaşça eritip aldığı bir şey vardır ya; işte o şey, bu adın kayboluşu oldu. Geçmişteki bir başka zamanın hatırasıydı sanki. Ama o an, o ismin ne olduğunu öğrenmek için bir şey içimde kıpırdadı. Neden kaybolmuştu, neden unutulmuştu?

Bir sabah, geçmişin içinden bir ses geldi. O ses Kayseri’nin dar sokaklarında, eski taşların arasından yükseldi. Annem, öğle yemeğini hazırlarken, “Havlulun eski adı, biliyor musun?” diye sordu. Sanki bir sır veriyormuş gibi, gözlerini kısmıştı. O an, annemin bana verdiği bu bilgiyi kaybetmek istemedim.

“Havlulun eski adı nedir?” diye sordum. Bir bakış, bir duraklama… O an kaybolan bir parça daha vardı. Annem sadece gülümsedi, ama gülüşüyle bir ömrü anlatıyordu.

Kaybolan Zamanlar

Günler geçti. O eski adı öğrenme isteği daha da büyüdü içimde. Kayseri’nin taş sokaklarında yürürken, bir yandan da sormaya devam ettim. “Havlulun eski adı nedir?” diye. Herkes aynı şekilde, gülümsedi ama kimse net bir şey söylemedi. Bir yanda bu ismin peşinden gitmek, diğer yanda hayal kırıklığı… Acaba cevapsız kalacak mıydı her şey? Her soruda bir yanıt bulamamak insanı nasıl hüsrana uğratır, anlatamam.

Bir akşam, evde yalnızdım. Dışarıda rüzgarın uğuldayan sesi vardı. O sessizlik içinde, birden annemin sesi kulaklarımda yankılandı. “Havlulun eski adı Alacahöyük’tü” dedi.

O an, sanki bir kapı açıldı ve kaybolmuş her şey yerine oturdu. O eski adı, yıllar sonra öğrendiğimi fark ettiğimde, içimde bir umut doğdu. Alacahöyük… Neden bu kadar gizlenmişti? Neden bir ad bir köyde kaybolup, bir daha bulunamıyordu?

Geçmişin Peşinde

Havlulun eski adı Alacahöyük olduğunda, birden şehirle ilgili her şeyin başka bir şekle büründüğünü hissettim. O isim, bir yere ait olmanın, bir tarihe bağlanmanın, bir anlam taşımanın sembolüydü. Kayseri’nin taş sokaklarında yürürken, her adımda o eski köyün, o eski halkın izlerini aradım. Onların yaşamını, kültürünü, kimliklerini düşünürken, içimde bir boşluk da vardı. Bir zamanlar Alacahöyük denilen bu yer, ne zaman kayboldu, ne zaman unutuldu? O sorunun cevabını bulmak, insanın kendi kimliğini bulmak gibi bir şeydi.

İçimdeki o duygusal boşlukla birlikte, Havlulun eski adı nedir? sorusuna bulduğum cevabın, bir kaybı simgelediğini düşündüm. Adın kaybolması, belki de bir zamanlar var olan, ama şimdi silinmiş olan kimliğin kaybolmasıydı. Bir halk, bir tarih kayboldu. O kaybolan şey, sadece isim değil, bir zamanlar burada olan o tüm insanların hatıralarıydı.

Kaybolan Kimlikler

Bazen insanların, yerlerin, ya da isimlerin kaybolması acı verir. Ama o kaybolmuş şeyleri geri getirme isteği, insanı yeniden ayakta tutar. Alacahöyük ismi, bir anda geçmişin derinliklerinden çıkıp bugüne gelmişti. Ama bir adın bu kadar büyük anlamlar taşıması, hayal kırıklığından daha fazlasıydı. Bu, bir halkın, bir kültürün kaybolmuş izlerinin yeniden görünmesi için bir fırsattı.

İçimde hissettiğim duygular karmaşık bir hal alırken, bir yandan da bir şeyin farkına varmıştım. Kaybolan her şeyin, bir şekilde geri gelme ihtimali vardı. Kaybolan bir kelime, bir anı, bir ad… Belki de onları hatırladıkça, yeniden yaşamaya başlıyoruz.

Kayseri’nin dar sokaklarında, Alacahöyük’ün hatırasını yaşatarak yürümek, bana şunu hatırlatıyordu: Kaybolan her şey, bir şekilde geri dönebilir. Ama geri dönerken, bir parça daha kaybolmuş olur.

Sonuç: Havlulun Eski Adı ve Yeni Bir Başlangıç

İşte o sabah, kaybolmuş bir ismin peşinden giderken fark ettiğim şey şuydu: Ne kadar kaybolmuş olsa da, bir şeyi bulma arzusuyla dolmak, insana tekrar hayata bağlanma gücü verir. Alacahöyük ismi, o kaybolmuş olan, zamanla yok olmuş olan ad, artık geçmişin değil, geleceğin simgesi oldu. Her kaybolan şey, bir şekilde tekrar bulunabilir. Önemli olan o şeyi aramak, ona duyduğun özlemi kaybetmemekti.

O sabah, geçmişe bir yolculuk yapmıştım. Geçmiş, her zaman bizimle, ama her zaman olduğu gibi, sadece biz ona ulaşabiliyoruz. Kaybolan bir ad, yeniden bulunmuştu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
403 Forbidden

403

Forbidden

Access to this resource on the server is denied!